Ortadoğu Satrancında Türkiye ve İran
.

YORUM-ANALİZ / M.SALİH GEÇKEN
vanradikal@hotmail.com -Ortadoğu Satrancında Türkiye ve İran
Her ne gerekçeyle olursa olsun, Türkiye’nin İran’a karşı oluşturulan cephede yer aldığı yönünde oluşacak bir algı bile, Türkiye açısından ciddi bir kayıp olur. Bu nedenle TV'lerde boy gösteren bazı yorumcular, bölgesel gelişmeleri değerlendirirken yalnız askeri ve siyasi sonuçlarla değil, oluşabilecek algılara da dikkat etmek zorundadır.
Bugün bölgede yaşanan gerilime bakıldığında, Türkiye–İran karşıtlığını/savaşını en çok arzulayan ülkenin İsrail olduğu yönündeki yorumlar oldukça gerçekçi bir yaklaşımdır. İran’dan sonra Türkiye’nin de hedef alınabileceğine dair emareler ortadayken, İran karşısında güç ve prestij kaybı yaşayan İsrail’in, tehlike olarak gördüğü iki önemli bölgesel aktörü birbirine karşı kışkırtma ihtimali yabana atılacak bir ihtimal değildir.
ABD ve İsrail’in İran karşısında zorlanması, yalnızca bölgedeki dengeleri değil, küresel rekabeti de etkiliyor. Şu an yaşananlar, başta Türkiye olmak üzere potansiyel hedef ülkeler açısından belirli avantajlar sağlarken; aynı zamanda küresel güç rekabetinde ABD’nin rakipleri olan Rusya ve Çin’in de elini güçlendiren bir gelişmedir.
Trump ve İsrailli yetkililerin açıklamaları dikkatle incelendiğinde, İran’ın kısa sürede teslim alınabilecek bir “hazır lokma” olarak görüldüğü izlenimi ortaya çıkıyor. İran’ın askeri ve siyasi sisteminin birkaç gün içinde felç edileceği yönünde bir beklentinin hakim olduğu anlaşılıyor.
Algısal manipülasyonlarla küçümsenen İran’ın böylesine güçlü bir direniş gösteremeyeceğine inandırılan başta İsrailliler olmak üzere birçok batılı şok yaşarken; maalesef bizim ülkemizde bazı seküler ve sünni çevrelerin ciddi yanılgısı, halkın sevincine dönüşmüş. İsrail'e düşen her bomba toplumun önemli kesiminde sevince dönüştüğünü söyleyebilirim.
İran, aldığı ağır darbelere rağmen ciddi bir direnç ortaya koyarak hem ABD’yi hem de İsrail’i şaşırtırken, Tel Avive düşen bombalar "Sünni Dünyanın" sevinci olmuş. İran'ın şuan yaşadığı büyük yıkım, özellikle İsrail'e düşen bombalarla zafer çığlıklarına dönüşmüş.Sünni toplumun konjontürel kahramanı Gazze'nin intikamını alan İran olmuşken; mezhepçi ve batı hayranlarında öfkesel bir nötebe (travmaya) dönüşmüş. .
Bölgesinde güçlü devletler görmek istemeyen İsrail açısından, İran’ın zayıflaması kadar Türkiye’nin de güç kaybetmesi stratejik olarak arzu edilen bir durumdur. Bu nedenle Türkiye’nin bugüne kadar izlediği temkinli ve dengeli politika oldukça kritik bir önem taşıyor. Bu duruşla, bir yandan İran’ı düştüğü ateşten kurtarmaya çalışırken, diğer yandan İsrail’in bölge ülkelerini zayıflatma politikasını boşa çıkarma çabası olarak da okunabilir.
İran’dan Türkiye’ye üçüncü füzenin geldiği iddiaları ortaya atılırken, İran’ın “Bu füzeler bizim tarafımızdan atılmadı” yönündeki açıklaması da dikkat çekicidir. Bu durum, bölgede provokasyon ihtimalinin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Böyle bir ortamda Türkiye’nin İran’la doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesi yada İran karşıtlığı, en çok İsrail’in işine yarayacak bir gelişme olacaktır.
Bu noktada siyasi liderliğin sergilediği ferasetli duruşun önemi büyüktür. Ne var ki televizyon ekranlarında konuya yüzeysel yaklaşan bazı yorumcuların, meseleyi basit bir “Türk–Acem; Sünni-Şii” karşıtlığı üzerinden okumaya çalışmaları son derece tehlikelidir. Halkı algısal manipülasyonlarla İran karşıtlığına yönlendirmek, gerçekte bölgesel barışa hizmet etmeyecektir.
Türkiye'de oluşturulacak İran karşıtlığı, İsrail ve ABD’nin bölgedeki stratejik hedeflerine istemeden de olsa hizmet etme riskini taşıdığı unutulmamalıdır. Bölge ülkelerinin abiliğine soyunan Türkiye'yi ve bölgeyi bu ateşten ve şeytanı planlardan kurtacak şey, sağduyu, stratejik akıl ve tarihsel hafızadır.
Bir dostumunu sorusu: "Şuan saldırı altında olan Türkiye, ABD üslerini sınırlarında tutan İran olsaydı; bu gün TV'lerde yorum yapanların tavrı ve söylemi aynı mı olurdu?"

