BİR ADÜLHAMİD BİNLERCE HÜSEYİN ÇELİK EDER
,

YORUM-ANALİZ / M.SALİH GEÇKEN
vanradikal@hotmail.com -BİR ADÜLHAMİD BİNLERCE HÜSEYİN ÇELİK EDER
Hüseyin Bey’in kültürlü ve bilgili olması, hükümetten aldığı güçle Van için bazı hizmetlerde bulunmuş olması; Yahudilerin kin ve nefretle hedef aldığı, yüzyılın mazlum Müslümanlarından Sultan II. Abdülhamid’e haksızlık yapma hakkını vermez.
Hüseyin Bey’in merhum Sultan Abdülhamid’e bu denli sert sözlerle yüklenmesinin topluma, devlete, yönetime ya da bireysel gelişime nasıl bir katkısı olabileceğini; Yahudi ve Siyonist çevrelerin büyük bir öfkeyle andığı Sultan Abdülhamid’e yönelik bu sert tutumun sebebini sormuştum. Birçok tarihçinin tarih cahili olarak suçladığı Hüseyin Çelik’in bu öfkesinin nereden kaynaklandığnı sormuştum. Sebatayist, Siyonist Yahudilerin bu gün bile öfke ve nefretle andıkları II. Abdulhamid'i uydurulmuş bilgilerle haksızlık etmesinin mantığını anlamaya çalıştım.
Çelik'in, "Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde bugünkü kadar cesur davranıp rahmetli Sultan II. Abdülhamid’le ilgili neden herhangi bir hamlede bulunmadığını sormak kabahat olmamalı. Bakanlık makamını kaybetmemek için susmuş olması ya da doğru bildiğini o dönemde kayıtlara geçirmemesi, ahlaki açıdan tartışılması gereken bir tavır olmaz mı? Partinin görev vermediği bir süreçte getirilen sözlerin, görev ve yetki sahibiyken söylenmemiş olması da ayrıca sorgulanmalıdır.
Bazı çevreler, Hüseyin Çelik’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğrudan söz söylemeye cesaret edemediği için eleştirilerini merhum Sultan II. Abdülhamid üzerinden dile getirdiğini söylüyor. Bu görüşün doğruluğunu elbette kesin olarak bilemem; ancak tamamen yabana atılacak bir değerlendirme olduğunu da düşünmüyorum.
Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde bu konularda suskun kalan Sayın Çelik’in, görevden ayrıldıktan sonra tarihçilerin de doğruluğunu tartışmalı bulduğu bilgiler üzerinden Sultan II. Abdülhamid’e sert sözlerle yüklenmesi ayrıca sorgulanmalıdır. Yahudi ve Siyonist çevrelerin hedef aldığı, İslam dünyasının hafızasında mazlum ve dirayetli bir devlet adamı olarak yer edinen Abdülhamid’e, eksik ve tartışmalı bilgilerle haksızlık edilmesi kabul edilebilir bir tavır değildir.
Her kul gibi Sultan II. Abdülhamid’in de elbette hataları vardı. Onun döneminde de her dönemde olduğu gibi haksızlıklar yaşanmış olabilir. Ancak Abdülhamid’i, İngilizlerin etkisinde hareket ettiği bilinen Ali Suavi üzerinden mahkûm etmeye çalışmak, duygusal köleliktir. Görevden alınınca II. Abdülhamid düşmanı olan Suavi'nin, yeniden görevlendirilince II.Abdülhamid' övgücüsü olması ibretlik örnektir.
Önceki yazıma dönecek olursak, yazıma yönelik ahlakı sınırlar içinde her türlü eleştiri yapılabilir. Edepli, ölçülü ve en sert eleştiriler dahi düşünce hayatımızın bir parçasıdır. Kentin en cahili diyebileceğim edep yoksunlarının “Salih’e ayar verdim, bakanı eleştiremezsin dedim.” şeklinde yalanlar üretmesi sosyal medyanın sokak b-itlerine tanıdığı ultra özgürlüğünün bir sonucudur. . Hem cahil hemde ahlaksız yalancının paylaşımıyla memnum olmak ayrı bir psikolojik sorun olsa gerek. Ahlaksız cehaletin dalkavukluğuna ve yağcılığına değer vermek, aslında kişinin kendi değerini ortaya koyar.
Cehaletin cesaretle, dalkavukluğun sadakatle, yağcılığın da vefayla karıştırıldığı yerde yaşanacak en büyük kayıp, insanın kendi değerini ucuzlatmasıdır.
Yineleyecek olursak, Hüseyin Bey’in kültürlü ve bilgili olması, hükümetten aldığı güçle Van'da birkaç okul yapmış olması; günümüzde bile Siyonist Yahudilerin kin ve nefretle hedef andığı, yüzyılın mazlum Müslümanlarından Sultan II. Abdülhamid’e haksızlık yapma hakkı vermez. Herkes haddini bilmeli.
Bir dönem Abdülhamid karşıtlığının ön saflarında yer alanların, daha sonra yaşanan siyasi savrulmalar, toplumsal kırılmalar ve devletin içine düştüğü zorluklar karşısında duydukları pişmanlık, tarihin ibretlik sayfalarından biri olarak karşımızda durmaktadır. Rıza Tevfik’in Abdülhamid’e yönelik sonradan dile getirdiği mahcubiyet, o günkü öfkenin ve kör siyasal aklın nasıl büyük bir hataya dönüştüğünü göstermesi bakımından önemlidir:
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz!
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz!
Sade deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına!


