PKK VE DEM’İN KÜRT KARŞITLIĞI
,

PORİ SİPİ
-PKK VE DEM’İN KÜRT KARŞITLIĞI
Sözde Kürt hakları söylemiyle yola çıkıp on binlerce Kürdü ölüme sürükleyen, ardından keskin bir politika değişikliğine giden bu yapının ABD ve İsrail açısından faydalı bir örgütlenme olarak görülmesi de yabana atılmamalıdır.
Hristiyan ve Yahudilere yakın bir yaklaşım sergileyen bu yapılanmanın hedefinde sürekli İslam’ın bulunması da dikkat çekici bir çelişkidir.
Söylem ve ideoloji düzeyinde her ne kadar sosyalist-Marksist bir çizgi benimsenmiş olsa da, pratikte bu yapıyı destekleyen ve onunla ortak ilişkiler kuran güçlerin emperyalist devletler olması dikkat çekici bir çelişkidir.
PKK ve DEM Parti’nin ideolojik kodlarında İslam karşıtlığının bulunduğu düşüncesi, yalnızca “İslam bizi köleleştirdi” söylemiyle sınırlı değildir. Sözde kadın özgürlüğü üzerinden yürütülen tartışmalar, “Kadın bedeni namus değildir” anlayışı ve LGBT hareketlerine verilen destek de İslam’a karşı yürütülen ideolojik mücadelenin parçaları olarak değerlendirilmektedir.
Leninist bir demokrasi anlayışından beslenen bu yapılanmanın, sergilediği ideolojik ayrımcılıkla kendisi gibi düşünmeyen Kürtleri dahi ötekileştirdiği görülmektedir. Farklı düşüncelere tahammül göstermeyen bu yaklaşım, Kürt toplumunu tek tip bir ideolojik kalıba sokmaya çalışmaktadır.
Bu yapının Hristiyanlara, Yahudilere ve diğer dinlere mensup kesimlere gösterdiği yaklaşımın benzerini Müslümanlara göstermediği yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Nitekim 6-8 Ekim olaylarında, Kobani bahanesiyle çocuk yaştaki insanların dahi vahşice öldürülmesi, toplumun hafızasında derin yaralar bırakmıştır.
Sol veya sosyalist olmayan Kürtleri de hedef alan bu anlayışın ABD ve İsrail tarafından desteklenmesi başlı başına sorgulanması gereken bir durumdur. Barzani çizgisindeki Kürtlerle çatışırken, uzun yıllar Kürtlere kimlik hakkı tanımayan Esad yönetiminden destek almasını anlamlandırmak çokta kolay olmayacaktır.
Filistin’de Müslüman kadın ve çocukların ölümüne karşı suskunluğu tercih eden sözde insan hakları savunucularının, Filistinlileri Kürt düşmanlığı üzerinden iftira atması meselenin temelinde İsrail'le olan ittifaklarıdır. 1948'den beri insanılığı en alçak yöntemlerle katledenlere ses çıkarmayan sözde insan hakları savunucularının İslam’a ve Müslümanlara yönelik ideolojik bir karşıtlığından kaynaklandığını düşünmekteyim.
Kadın ve çocuk katili İsrail'in İran'a saldırısında da benzer bir çelişki görüldü. On binlerce kadın ve çocuğun ölümünden sorumlu terör devleti İsrail’i savunanların; İran’ı yalnızca Kürtlere yönelik politikaları üzerinden eleştirmesi, utanç verici ideolojik yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.
Kürtleri düşürülmek istenen durumdan kurtarmak için bu yapılanmalarda bulunan farmasonlardan, emperyalist planlardan, terör devletlerinden kurtarmak gerekiyor.

