TÜRKİYE SAVAŞ ZORLANACAK.
.

YORUM-ANALİZ / M.SALİH GEÇKEN
vanradikal@hotmail.com -Asıl Hedef İran mı, Türkiye mi?
ABD ile kadın ve çocuk katili İsrail’in İran’a yönelik en şiddetli saldırılarının yaşandığı dönemlerde, asıl hedefin Türkiye olduğunu söylediğimde, bu değerlendirmem bazı çevrelerce duygusal ve abartılı bulunmuştu.
İsrail’in İran’a ivedilikle saldırmasının en önemli nedenlerinden birinin de İran’dan hemen sonra Türkiye’nin yükselişini daha doğmadan boğma girişimi olduğunu ifade etmiştim.
Güvenlik stratejistlerinin de belirttiği gibi, terör devletinin Arz-ı Mevud yani “Büyük İsrail / İsrail İmparatorluğu” hayalini gerçekleştirebilmesi, İran ve Türkiye’nin güç kaybetmesinden geçmektedir.
Birkaç gün önce kadın ve çocuk katili Netanyahu’nun İsrail’de yayın yapan Kanal 14 televizyonunda yaptığı konuşmada, “İsrail, Türkiye gibi yeni rakiplerin ortaya çıkmasını engellemek için hareket etmek zorundadır” sözleri, yaptığım değerlendirmenin stratejik bir itirafı niteliğinde oldu.
Kadın ve çocuk katili İsrail’in İran’a karşı ittifak kurması ve destek alması daha kolay olabilir. Ancak askerî, teknolojik ve stratejik bakımdan her geçen gün güçlenen NATO üyesi, AB ile diyaloglu ve halkı Sünni Müslüman olan Türkiye’ye karşı aynı ölçüde açık destek bulması çokta kolay olmayacaktır. Bu nedenle İsrail açısından asıl büyük tehdit Türkiye’dir.
Türkiye’nin halkı Müslüman ülkeler nezdinde tarihsel bir karşılığı, liderlik hafızası ve yön gösterici bir tecrübesinin olması; İsrail’i ve onunla aynı stratejik çizgide duran çevreleri rahatsız eden temel gerçekliktir. Türkiye’nin Sünni dünyada yeniden liderlik konumuna yükselme ihtimali, İsrail ve destekçileri açısından en büyük kâbuslardan biri olarak görülebilir.
Türkiye’nin güçlenmesi, aynı zamanda halkı Müslüman ülkelerin yeniden Türkiye’ye yönelmesi, ortak hareket etme fikrinin canlanması ve bölgede yeni bir denge oluşması anlamına gelir. Bu durum, İsrail’in bölgesel planlarını ve “Arz-ı Mevud” hayallerini geciktirecek, hatta zorlaştıracak bir gelişme olsa da SAVAŞ KAÇINILMAZDIR. Kadın ve çocuk katili İsrail'in teo-politiği bunu zorunlu kılmaktadır.
Netanyahu’nun Türkiye’yi doğrudan hedef alan sözleri, İsrail’in psiko-politik yaklaşımının dışa vurumudur. “Türkiye gibi yeni rakiplerin ortaya çıkmasını engellemek zorundayız” cümlesi, Türkiye’nin yükselen gücünün İsrail açısından ciddi bir stratejik kaygıya dönüştüğünü göstermektedir.
Yıllarca Türkiye’yi; ABD, İsrail ve Batı’ya petrol gelirlerinin su gibi aktığı, petrol zengini halkı Müslüman ülkelerden uzak tutmak için kullanılan “yüzünü Orta Doğu’ya dönmek” söylemi, aslında bir psikolojik harp yöntemiydi. İçeride bizdenmiş gibi görünen ancak bu ülkenin çıkarlarıyla hareket etmeyen Mason ve Sebatist çevreler eliyle Türkiye’nin hem liderlik gücü hem de ekonomik kazanımları yıllarca baskılandı.
Türkiye’nin daha rahat ürün satabileceği yakın coğrafyayla güçlü ilişkiler kurması, hem ekonomik anlamda daha avantajlı kılacak hem de bölgesel liderlik iddiasını yeniden güçlendirecektir.
Rahmetli Erbakan’ın 28 Şubat süreciyle tasfiye edilmesinin en önemli nedenlerinden biri de halkı Müslüman ülkelerle ekonomik, siyasi ve stratejik ilişkileri güçlendirme çabasıydı. Erbakan’ın petrol dolarlarından daha fazlasını Türkiye’ye kazandırma girişimi, deveyi yüküyle elde etmek isteyenlerin asla rıza gösterebileceği bir durum değildi. Laiklik bahanesiyle iktitardan düşürüldü.
Batı’ya büyük sermaye aktaran Suudi Arabistan’a ses çıkarmayanlar, Türkiye’nin bu ekonomik paylaşımda söz sahibi olmasını laiklik kaygısı üzerinden engellemek için Erbakan’ı yönetimden uzaklaştırmışlardı.
Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü ve Türkiye’nin teknolojik-askerî birikimi aynı zeminde buluştuğunda, bölgede çok güçlü bir denge ortaya çıkabilir. İsrail’i asıl rahatsız eden ihtimallerden biri de budur. Çünkü Türkiye’nin halkı Müslüman toplumları yeniden toparlaması, doğal liderlikten gerçek liderliğe yönelmesi, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilir.
Yıllarca “Araplar bizi arkadan vurdu” söylemi, Türkiye ile Müslüman coğrafya arasına mesafe koymanın aracı hâline getirildi. Psikolojik baskı malzemesi olarak kullanılan bu söylem, bölgenin büyük sermayesinin Batı’ya akmasının önünü açarken, Türkiye’nin liderlik imkânlarını ve ekonomik kazanımlarını da sınırladı. Hiçbir faydası olmayan bu anlayış, ülkeye büyük zarar verdi.
Belki de ilk kez bu kadar Türkiyelileşen Türkiye’yi, Kıbrıs üzerinden bir savaşa çekmeye çalışıyorlar gibi görünüyor.
Taşeron örgütler güç kaybedince, bu örgütleri destekleyerek Türkiye’ye güç kaybettirmeye çalışanların artık açıktan açığa Türkiye ile savaşı konuşmaya başlaması, Türkiye’nin ne kadar doğru bir yolda ilerlediğini de göstermektedir.
Selametle Kalın
