İPEKYOLU BELEDİYESİNDE SİVİL FAŞİZM
.

M.SALİH GEÇKEN
vanradikal@hotmail.com -Van İpekyolu Belediyesi’nin uygulamalarına baktığımda, Ahmet Kaya’nın “Ner’den baksan tutarsızlık” sözünü hatırlıyorum. Kaymakamın karşısında önünü ilikleyenlerin, memurlara haksızlık yapması komik duruyor. Güce saygı, memura baskı.
Her konuşmada haksızlıktan bahsedenlerin yönetme fırsatını ellerine geçirdiklerinde haksızlığa yönelmeleri düalist psikolojinin röntgeni olarak karşımıza çıkıyor. Van İpekyolu Belediyesinde gördüklerim, yönetim aklından çok, intikama yönelmiş bir ruh hâlinin izlerini seziyorum.
Devlet, yıllardır ülkenin enerjisini tüketen terör meselesini bitirmek, toplumsal barışı güçlendirmek ve yeni bir kardeşlik zemini oluşturmak için büyük bir irade ortaya koyarken; yerelde sergilenen intikama yönelik uygulamalar, bu sürecin ruhuna katkı sunmak yerine, sivil alanda ki faşist duyguların devamını gösteriyor. Sivil terörizm de diyebiliriz.
Bir işim nedeniyle gittiğim İpekyolu Belediyesi’nde gördüğüm manzara, gerçekten yönetim adına utanç vericiydi. Daha önce yöneticilik yapmış sekiz kişinin, sorumlulukları ellerinden alınarak yaklaşık otuz metrekarelik, beş masanın bulunduğu bir odaya yerleştirilmesi; insani ve kurumsal açıdan sorunlu bir görüntüydü. Her konuşmanda haksızlık var diye sitem et yönetimi eline geçirince gücün yettiğine zulmet.
Bazı çalışanların da uzak bölgelere sürgün mantığıyla görevlendirilmesi, büyük yetkilerin küçük duygulara emaneti gibi duruyor. Makamların basit hırslarla kirletilmemesi gerekir. Kaymakamın karşısında önünü ilikleyenlerin sıradan memura zulüm sayılacak uygulamalarda bulunmaları gerçeğin görüntülerini de ortaya seriyor. Güce saygı,güçsüze baskı.
Bu iki örnek bile, toplumsal samimiyete ve devletin toplumsal bütünlüğü yeniden inşa etme iradesine rağmen, hâlâ soğuk savaş döneminin psikolojisiyle hareket eden bazı anlayışların toplumsal bütünlüğü sarsan pratikleri, düşünemeyen iradenin psiko-pratiği olarak görülüyor.
Yönetme kabiliyeti oluşmadan bir anda yetki sahibi yapılan insanların sergilediği şaşkınlık, beraberinde “sonradan görme yönetim anlayışı” eleştirilerini de getiriyor. Öteki olarak görülen insanları sürgünle, baskıyla ya da bir odaya tıkayarak ezmeye çalışmak; küçük duyguların yetkili makamlara taşınmasından başka bir anlam ifade etmez.
Bu anlayış Kürt kültürünü temsil etmez. Kürt kültüründe bu kadar basit bir gerekçelerle cezalandırma yöntemi yoktur. Hele sürgün mantığıyla insanları bir yerlere göndermek, en rafine haliyle en küçük duyguların pratiğidir.
Bu gibi bu anlayıştan ne toplumsal barış çıkar ne de kenti yönetme kabiliyeti. Kürt kültürü hiç çıkmaz.


